Bilinç akışında zaman, bir karakterin içsel düşüncelerinin ve duygularının akışkan bir biçimde ifadesidir. Bu anlatım tarzı, zamanın doğrusal bir şekilde ilerlemediği, aksine anlık his ve düşüncelerin birbirine karıştığı bir yapıyı barındırır. Anlatıcı, okuyucuyu karakterin zihninde dolaştırarak anlık izlenim ve duyguları doğrudan aktarır, böylece zaman algısı sorgulanır. Bu akışın içinde, dış dünyadan gelen unsurların da önemi büyüktür; gözlemlenen her detay, karakterin zihnindeki düşüncelerin yönünü değiştirebilir.
Bilinç akışında zaman, karakterin zihninden geçen düşüncelerin doğal akışıyla anlatılır ve genellikle belirli bir düzen veya mantık gözetilmez.
Bu teknikte, karakterin düşünceleri anlık sahneler ve kısa cümleler üzerinden sunulur, dilbilgisi kuralları göz ardı edilir. Zaman zaman dış dünyada gözlemlenen unsurlar, anlatının yönünü değiştirebilir.
Örnek bir alıntı:
"Sırtını kapıya dayayıp çevresine baktı. Kadının bıraktığı gibi duruyordu her şey: yatağın ayakucuna doğru atılmış yorgan, kırışık yatak çarşafı, terlikler, sandalye, süzgü, çay bardağı, kaşık, küçük bir tabakta beş altı şeker (altı şeker koymuştu o gece bir çay içebilir miyim acaba demişti odaya girince üçlük çaydanlıkta demlemişti çayı bir elinde tepsi kapıyı vurmuştu girin yatağın kıyısında oturuyordu paltosunu çıkarmış kara kazağı iri yuvarlaklı gümüş kolyesi bakmıştı zahmet oldu size sonra o köye nasıl gidileceğini sormuştu öyleyse saat sekizde uyandırın beni lütfen olağan birşeymiş gibi nüfus kağıdım yok demişti".
Bu alıntıda, karakterin gördüğü dış unsurlar ile başlayan anlatı, kadınla yaşanan konuşmalara ve kadının bıraktığı izlenimlere geçer. Diyaloglar, anlık sahneler ve kısa cümleler üzerinden sunulur.